Soy Kütüğü

Hicri 1230 (miladi 1815) yılına ait bir belgeye göre Findekse köyünün imam hatibi Mustafa oğlu Halil Efendi’nin vefatıyla yerine oğlu Mehmet Said Efendi imam hatip olarak görevlendirilmiştir.

Bu durumda her baba ile evladının arasında ortalama 25 yaş fark olduğunu varsayarsak, miladi 1815 yılını iki nesil yani 50 yıl geriye götürerek bilinen en büyük dede Mustafa Efendi’nin 1765’li yıllarda yaşadığını farzetmemiz mümkündür. Belgeyle tespit edebildiğimiz soy kütüğümüzün ilk ferdi bu zattır ve maalesef şimdilik ondan öncekileri bilemiyoruz.

1815 yılında Findekse karyesi imam hatibi olarak görevlendirilen Mehmet Said Efendi'nin oğlu Hacı Mustafa Rıfkı Efendi ise bu yazıya konu ettiğimiz Sarı Müftü Mehmet Said Efendi (ISSI)’nın babasıdır. Sarı Müftü, dedesiyle aynı ismi taşımaktadır.

1765’li yıllar: Mustafa Efendi

1790’lı yıllar: Halil Efendi

1815’li yıllar: Mehmet Said Efendi

1840’lı yıllar: Hacı Mustafa Rıfkı Efendi

1880’li yıllar: Sarı Müftü Mehmet Said Issı

1910’lu yıllar: Hacı Muhsin Issı

1938’li yıllar: babam Mustafa Azmi Issı

1960’lı yıllar: ben ve kardeşlerim

Söylenenlere bakılırsa yöreye ilk gelen aile atalarımızın lakapları “Yalı Mollası” şeklindedir. Mollalık kurumunun ilmiye sınıfına, yalı’nın ise deniz veya göl kıyısına işaret ettiği malumunuzdur. Ancak, atalarımızın Findekse’ye nereden geldiklerine dair -bazı tevatürler olmasına rağmen- bir şey söyleme imkanından şimdilik yoksunuz.

Türk soylu olmadıklarına ilişkin herhangi bir belge veya bilgi olmadığı için sülalemizi özbeöz Türk olarak addediyoruz.

Nesiller boyu ilmiye sınıfından oldukları için ailenin Müslüman kökenli olduğuna ilişkin şüphe yoktur. Zira, Osmanlı'da kalemiye ve seyfiye sınıflarına devşirmeler, ihtida edenler kabul edildiği halde ilmiye sınıfına bunların kabulü mümkün değildi. 

Ailesi

Sarı Müftü Mehmet Said Issı’nın dedeleriyle ilgili ilmiye sınıfına mensup oldukları dışında elimizde henüz yeterli malumat yoktur.

Babası Hacı Mustafa Rıfkı Efendi'nin ise bazı kaynaklarda Findekse Müftüsü olarak anıldığını ve Fizmeli Abdi Hoca’nın ilk hocası olduğunu öğreniyoruz.

Hacı Mustafa Rıfkı Efendi’nin ismini öğrenemediğimiz ilk eşinin Findekse köyünün Bük mevkiinden, İshakgiller (soyisimleri Selük) namıyla maruf aileden olduğunu, ondan Sani Efendi adında tek bir oğlu olduğunu ve bu koldan gelen ailemiz mensuplarının şimdilerde Sanioğulları sülalesi adıyla Findekse’nin güzlesi olan Terzili köyünde yaşadıklarını biliyoruz. İsmini öğrenemediğimiz diğer eşinden ise Mehmet Şevki, Mehmet Said, Ubeydullah Esat ve Ömer Lütfi isimli oğulları ile Şahinde, Zeynep ve Behiye isimli kızları olmuştur.

Sarı Müftü Mehmet Said Issı 1874 (bazı kaynaklarda 1882 olarak da geçiyor) yılında Findekse’de doğmuştur. Şimdilerde Çatalpınar’a bağlı Karahamza Mahallesinden Dikenoğulları sülalesinden Hacer Hanım’la evlenmiş ve bu evlilikten Muhsin adında bir oğlu olmuştur. Bebeğin doğumundan çok kısa bir süre sonra (belki birkaç yıl) vefat eden bu eşinden sonra Durali Köyünden Alaybeyoğulları sülalesinden bir hanımla nişanlanmış, henüz evlilik gerçekleşmeden onun da bir süre sonra rahmetli olmasıyla Sait Efendi bir daha evlenmemiştir.

Findekse köyünde ve Korgan yöresinde aile Efendigiller veya Sarı Müftüler lakabıyla anılır.

Tahsili

İlk tahsilini diğer kardeşleri gibi babası Hacı Mustafa Rıfkı Efendi'den aldıktan sonra Ünye’deki Sadullah Bey medresesine devam etmiş, buradan icazetini almıştır. O dönemde bu medresede eğitim gören yörenin tanınmış pek çok alimiyle aynı sıraları paylaşmıştır. Osmanlı döneminde müftülük vazifesi sadece şer’i değil örfi hukuka da tamamen hakim olmayı gerektirdiği için tamamen bu bilgilerle mücehhez, alim ve fazıl bir zattır.

Fatsa Müftülüğü

Sadullah Bey medresesindeki eğitimi tamamlayıp icazet aldıktan sonra bir süre Kumrulu Hocazade sülalesi tarafından açılan Pencik medresesinde müderrislik yaptığına ilişkin aile içinde rivayetler olmakla birlikte bu bilgiyi henüz teyit edemedik.

Tanzimat sonrası Osmanlı nizamlarına ve yerleşik uygulamalarına göre bir yerde müftülük makamı boşaldığında buraya mahalli ulemadan, medreseden icazetli ve müderrislik niteliklerine haiz, ilmen ve ahlaken üst seviyede kişiler arasından seçim yapılarak müftü görevlendirmesi yapılıyordu. Bu seçimi ise o bölgenin medrese müderrisleri, büyük camilerinin imam hatipleri, mahallin idare ve belediye meclisi üyelerinden seçilen temsilciler gizli oylamayla yapıyor ve en fazla oy alan adayın ismi meşihat makamına bildirilerek Şeyhülislam onayıyla atanıyordu. Ancak aday yoksa ya da mahallen seçilip bildirilen adaya itirazlar vaki olursa meşihat makamı oraya re’sen müftü ataması yapıyordu.

Sarı Müftü Mehmet Said Issı'nın bütün bu aşamaları geçerek Fatsa Müftülüğünün kayıtlarına göre 19400283 sicil numarasıyla 29 Ekim 1909 tarihinde ve Otuzlu yaşlarında iken Fatsa Müftüsü olarak atandığını ve vazifesine başladığını görüyoruz. O günkü Fatsa ilçe sınırlarının içerisinde bugünkü Korgan, Kumru ve Çatalpınar ilçelerinin de bulunduğunu aklımızın bir köşesinde bulunduruyoruz.

Mehmet Said Issı’nın 5 Eylül 1932 yılına kadar, yani yaklaşık 23 yıl bu görevde kaldığını yine Fatsa Müftülüğü kayıtlarından tespit etmiş bulunuyoruz.

Fatsa Müftülüğündeki Faaliyetleri

Rutin müftülük görevleri olan fetva, irşat, cami ve mescitlerin bakım ve onarımı, din görevlilerinin belirlenip atanması gibi iş ve işlemleri hakkıyla yerine getirdiğine hiçbir şüphe yoktur. Çünkü bunun hilafına bir belge veya anlatıyla şu ana kadar karşılaşmadık.

Kaynaklarda ilçe müftüsü olarak kendisinin başkanlığında Hafız Mehmet Efendi, Recep oğlu Hamdi Efendi ve Mehmet Emin Efendi’den oluşan komisyonun Fatsa kazasına tabi köylere imam hatip görevlendirmesi yaptığına ilişkin belgelere rastladık. Bir örnek olmak üzere Findekse köyü camisine imam olarak Ömer Lütfi Efendi’nin görevlendirildiğini zikredebiliriz.

Kaynaklara intikal eden bir diğer faaliyeti ise 1921 yılında Fatsa’da ilk defa kurulan Hilal-i Ahmer (Kızılay) Cemiyeti’nin kurucularından olmasıdır.

Yine kaynaklarda rastladığımız çok önemli bir faaliyeti ise Dürrizade’nin Kuvayı Milliyecileri tel’in eden ve katledilmelerinin şer’an caiz olduğunu ifade eden fetvasına karşılık Ankara Müftüsü Mehmet Rıfat Efendi’nin yayınladığı, Kuvayı Milliye ve Milli Mücadeleyi desteklemenin ilmen ve şer’an şart olduğu fetvasını onaylayan ve Ordu ili ulemasınca imzalanan bildirinin imzacılarından birisi olmasıdır. Zaten Milli Mücadele lehine halkı bilinçlendirmek için Fatsa ve çevresinde yürütülen her türlü faaliyetin içinde olduğunu farklı kaynaklarda görmekteyiz.

             Safranbolu Müftülüğüne Atanması

Sarı Müftü Mehmet Said Issı 1932 yılı sonlarına doğru Safranbolu Müftülüğü görevine başlamıştır.

O günün koşullarındaki Safranbolu’nun Fatsa’ya göre daha gelişmiş, nüfusunun ise Fatsa’nın neredeyse iki katı olduğunu göz önüne alırsak bu tayinin talep üzerine ve terfian olduğunu düşünebiliriz. Aile içindeki anlatılar da bu durumu doğrulamaktadır.

Buradaki görevi boyunca yürüttüğü faaliyetler hemen hemen Fatsa müftüsü iken gerçekleştirdiği faaliyetlerin aynıdır.

Emekliliği

1950’li  yıllların başlarında Safranbolu Müftülüğünden emekli olduktan sonra Sarı Müftü Findekse'ye yerleşir ve burada ölene kadar biricik evladı dedem Muhsin Issı ve Kumru’dan Hocazâde Sülalesinden Şuayip Efendi’nin kızı olan gelini Gülişan Hanımla birlikte yaşar. Bu sırada muhtemelen 1920’li yıllarda inşaatına başlanan ve ilk katını civardan getirdiği Rum ustalara yaptırdığı taş evin üst katını 1950’li yıllarda tamamlattırarak ailece eski evden buraya taşınırlar.

Emeklilik döneminde Sarı Müftüyü ziyaret için gelenler eksik olmaz. Civar ve hatta uzak köylerden her gün pek çok kişi gelerek gerek dini, gerekse fenni ve sosyal konularda Sarı Müftüye danışırlarmış. Korgan ilçesine atanan amir ve memurlar da muhakkak Findekse’ye gelerek Sarı Müftüyle tanışırlarmış. Köydeki evimizde onun zamanından kalma tunçtan mamul kahve değirmeni bile mevcut olduğunu çocukluğumdan hatırlarım.

Uzaktan gelen ziyaretçilerin yatırıldığı ve ihtiyaçlarının karşılandığı evimize 70-80 metre mesafede ailemize ait bir de ahşap köy odası vardı. Ev içinde adı selamlık olarak geçerdi. 50 metrekare civarındaki bu ahşap odanın dört duvarı eski yazıyla yazılmış çoğu el yazması, bir kısmı da matbu kitap ve dergilerle tavana kadar doluydu.

Haftanın bazı günleri kahverengi fötrünü başına takıp Gül Hanım adını verdiği ve çok sevdiği kısrak atına binerek Korgan’a gider ve orada akran ve ahbaplarıyla hasbihal edermiş.

Emekliliği döneminde böbreklerinden rahatsızlık geçirmiş. Ankara’da eniştesi Kumrulu Hocazade Şuayip Efendi’nin yeğeni Senatör-Avukat Zeki Kumrulu’nun da aracılığı ve yardımıyla ameliyat olarak ömrünün geri kalanını doldukça boşaltılan bir şişeyle devam ettirmek zorunda kalmış.

Kişiliği

Anlatılanlara göre biraz sertçe mizaçlıymış.

Neredeyse sandık büyüklüğündeki benim de çocukluğumda Findekse’deki evimizde gördüğüm radyodan gündemi sürekli takip edermiş.

Tam bir kitap kurduymuş. Evindeki ve selamlık adı verilen müstakil evdeki kitaplarının çoğu Arapça ve Farsça kitaplardır. Buna göre onun Arapça ve Farsça’yı çok iyi bildiğini söyleyebiliriz.

Ondan kalan bazı kitapların sayfaları arasında rastladığımız kendi el yazısıyla yazılmış şiirler sanata ve özellikle şiire meraklı olduğunun delilidir. Şiire olan ilgisini gösteren başka bir şehadet ise evin koridorunda bir ileri bir geri yürürken şiir söylemesi, adımlarını okuduğu şiirin ölçüsüne (aruz ölçüsü) uygun atmasıdır. Rahmetli babamız Mustafa Azmi Issı, onun kendi kendine mırıldandığı Aşık Çelebi’nin (1519-15721) bir beytini bize aktarmıştı:

“Bir acayip talihim var her işim azgun düşer,

Bülbüle kursam tuzağı bahtıma kuzgun düşer.”

Kitapları arasında rastladığımız Sırat-ı Müstakim dergisi süreli yayınları takip ettiğinin işareti. Abone olduğu için her sayısı kendisine gönderilen dergi, bilindiği gibi Mehmet Akif Ersoy’un da yayıncıları arasında olduğu bir sanat, ilim dergisidir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve İsmet İnönü’yü torunlarına isimlerini (babama Mustafa, amcama İsmet adını o koymuş) verecek kadar çok severmiş. İsmet İnönü’nün bazı icraat ve söylemlerini beğenmediğinde bile “bizim İsmet işte, ne yaparsın” şeklinde sitemde bulunduğunu büyüklerimiz söylerdi. Kitapları arasında Mustafa Kemal’in yazdığı Nutuk, fasikülller şeklinde mevcuttur.

Korgan’a gittiği bazı günler Hacı Kadızade Bekir Efendileri ziyaret eder, yemeğini orada yermiş. Evin reisi “karnın acıktı da onun için geldin değil mi” diye şaka yollu kendisine takıldığında, “benim nasibimmiş, gelmeseydim bu yemekleri Findekse’ye kadar ayağıma getirmek zorunda kalsaydın daha mı iyi olacaktı?” şeklinde cevap verirmiş. Yani aynı zamanda nüktedan bir kişiliğe de sahipmiş.

Adını verdiği torunu rahmetli abim Süleyman Sırrı Issı’yı bebekliğinde dizine oturtur, başını iki elinin arasına alıp bir o yana bir bu yana sallayarak “Samsun yolun feth etmeye// Azm eyledi Sırrî Paşa” diye bir ezgi tutturarak severmiş. Adı geçen Sırrı Paşa, Ordu-Samsun yolunu açan ve hizmete sokan dönemin Trabzon Valisi (1882-1884) Giritli Sırrı Paşa’dır. Ordu’nun Altınordu ilçesindeki caddelerden birinde (Sırrı Paşa Caddesi) adı hala yaşatılmaktadır.

Netice-i Kelam

Sarı Müftü Mehmet Said Issı 1969 yılında Findekse'deki evinde rahmetli olmuştur. Findekse mezarlığında medfundur.

Büyük dedem Sarı Müftü Mehmet Said Issı’yla alakalı bu yazdıklarımın bir kısmını yazılı kaynaklardan, bir kısmını ise aile büyüklerimin ve hayatında iken tanıyan kişilerin onun hakkında anlattıklarından derledim.

Hatalı ve eksik kalan hususlar var ise bendendir.

Tamamlayıcı her türlü bilgi veya belgesi olanların bunları tarafıma ulaştırması büyük bir şükranla karşılanacaktır.

Büyük dedem Sarı Müftü Mehmet Said Issı’ya ve tüm geçmişlerimize Allah rahmet eylesin.

 

Mehmet Cemal Issı

Sarı Müftü Mehmet Said Issı’nın üçüncü kuşaktan torunu

 

Korgan Mecmuası